MUSTAFA BEY!

www.mustafakemal.4t.com

MEMLEKET ISTERIM

Memleket isterim
Gok mavi, dal yesil, tarla sari olsun;
Kuslarin ciceklerin diyari olsun.

Memleket isterim
Ne basta dert ne gonulde hasret olsun;
Kardes kavgasina bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farki olsun;
Kis gunu herkesin evi barki olsun.

Memleket isterim
Yasamak, sevmek gibi gonulden olsun;
Olursa bir sikayet olumden olsun.

Cahit Sitki Taranci




Lise birinci siniftayiz. Sivas Lise si cok kalabalik oldugu icin Lise Birinci Sinif ta okuyanlari yeni yapilmis SIVAS TICARET LISESI nin ust katina yerlestirdiler. Sivas Liseli olmustuk ama, Sivas Lisesi nin tarihi binasinda degildik. Biraz buruk, ikinci sinifi dort gozle bekledik.

Edebiyat dersimize Mustafa isminde bir Mudur Yardimcisi geliyordu. Ben Mustafa Bey i Mustafa Kemal e benzetirdim. Orta boylu. Beyaz tenli. Sarisin. Mavi gozlu.

Mustafa Bey bize bayagi ciddi arastirma konulari veriyor, calisma sonuclarimizi butun sinifa anlatmamizi istiyordu. Benim birimci arastirma konum CAHIT SITKI TARANCI (1910-1956) idi. Lise birinci sinifta otuzbes yasinda ki birinin duygularini tattik:

Yas otuzbes
Yolun yarisi eder
Dante gibi ortasindayiz omrun
....
Delikanlilik cagimizda ki cevher
Gozunun yasina bakmadan gider
Yalvarmak yakarmak nafile bugun
....
Mustafa Bey in ilk sorusu (Ne demek Dante gibi yolun ortasinda olmak?) oldu. Hazirlikliydim.
Dante yi sinif arkadaslarima anlattim.

Hani bir sevgilin vardi
Yedi sekiz yil once
Dun yolda rastladim
Sevindi beni gorunce
Sokakta ayak ustu konustuk ordan burdan
Evlenmis cocuklari olmus
Biri kiz biri oglan
Seni sordu
Hic degismedi dedim
Anliyordu

Bu siirde o donemden hafizalarimizda kalmis. Niye bilmiyorum.

Mustafa Bey Cahit Sitki Taranci ile ilgili calismami begendi. Hatta, tatli tatli dalgasini da gecti: (Ulan bu isi tam adamina vermisim. Kulaklara bak. -sinifa beni gosterip- aynen Cahit Sitki gibi!)

Adimiz Mustafa Kemal oldugundan olsa gerek, bu calismadan sonra Mustafa Kemal i arastirip, sinifa anlatmami istedi. Sinifa anlatirken bir yerde; (Ataturk, Bizi Asri milletler seviyesine kavusturdu.) dedim. Mustafa Bey takdimim sonrasinda kizdi. Bu calismayi sen yapmamissin, nereden kopya ettin, diye sordu. Kopya etmedigimi soyleyince, peki (ASRI) ne demek diye sordu. Yaptigim calismanin bu kadar begenilmesi hosuma gitmisti. Kopya cektin bile deseler, dogruyu ben biliyordum. Isin o tatli sihrini bozmadim. ASRI nin, ASRI MILLETLER SEVIYESINE GELME nin ne oldugunu aciklamadim.

Aldigim notu hatirlamiyorum.

Fakat; Lise iki ve ucuncu sinifta edebiyat ve kompozisyon derslerine gelen MUSTAFA SEMIN bey ile hicbir sorunumuz olmadan liseyi bitirdim.

Hem Cahit Sitki Taranci yi, hem de Mustafa Kemal Ataturk u arastirip, onlarla daha 15 yaslarinda bir arada olmami saglayan Mustafa Bey e bir turlu tesekkur etme firsati bulamadim.

Sagolun hocam! Ellerinden operim.
Emirlerinizi beklerim.

Ogrenciniz
Mustafa Kemal Ozturk
Sivas Lisesi
1971 Yili Fen Kolu Mezunlarindan


SELEHATTIN BEY
Bursa dan donusumuzde Orta ikinci sinifa yazildim. Ataturk Orta Okulu. Cografya dersine gelen SIFIR ABDULLAH her derste soruyor. Notlarin ne zaman gelecek? Gelmesi lazim ogretmenim... Bursada bizim Sivas lisani yumusamis. Bursaya gittigimizde cocuklar Kurt, Kurt diye dalga geciyordu. Kurt oldugumuzdan degil. Sivasli oldugumuzdan. Birgun belediye otobusu soforune, inek abi, dedim. Inek sensin kerata, dedi. Inebilir miyiz? Sivas ta, inebilir miyiz, diyoruz. Cikolata, cikolata diye dalga geciyorlar. Fakat bizim kibar Bursa lisani bizde kaldi. Hatta, lisede, tarih dersimize gelen Klopatra sozlu de sordu. Nerelisin? Sivasli. Dogma, buyume? Evet. Inanamadi. Baban ne is yapar? Adliyede mubasir. Allah, allah.

Bizim notlar Bursadan gelmedi. Gelmedigi de iyi oldu. Gelse rezil olacagiz. Caliskanmisin, diye soruyorlar. He, diyorum.

Sinifa en akilli kiz Nimet. En caliskan oglan Yalcin. Yalcin Kocak.*** Ikisi bir canavar. Sifir Abdullahdan birtek onlar sozlu de besin ustunde aliyorlar. Sifir Abdullahin sabri kalmadi. Sozluye. Bulgaristan da ne yetisirinden, Alman Bavyerasinda cikan madenine, Ren nehrinin kollarindan, Kuzey denizine dokulen nehirlere kadar soruyor. Korkmasam hepsine cevap var. Amac, sifir Abdullahin degil, Nimetin gozune girmek. Otur, dedi. Alti.
Sonralari tenefuslerde diger siniflardan parmaklariyla beni gosterirlerdi. Sifir Abdullah dan on aliyormus...
Orta son sinifta ikmale kalmistim. Ikmal sonuclarini almaya okuldayim. Sifir Abdullah gordu. Ne ariyorum? Ikmal sonucunu almaya geldim. Sende mi tembel oldun, dedi.

Mudurumuz Selahattin Bey. Bizim bildigimiz bekar. Sik giyiniyor. Ayhan Isik gibi ince biyiklari var ama, Selahattin Beyin biyiklari Sadri Alisikla, Huseyin Baradan in biyiklarinin arasi gibi. Bogazina fular takiyor. Altinda bir sevrole. Inanmazsiniz, altinda Sevrole. Sivasa bir kumpanya geldi. Bizim mudur, butun tiyatroculari taniyor. Huseyin Baradan zaten arkadasiymis.

Sivasin kurtulusu mu, Sivas Kongresi yildonumu mu, nedir, bizim okul da yuruyuse katilacak. Selahattin bey herkesten birsey istiyor. Kimi asker olacak, kimi bandocu, kimi gravatli memur. Bana sordu. Neyin var? Bir sey yok ogretmenim. Bana bakti. Hademeden bir kova al dedi. Kovayi buz ve gazoz doldurdum. Gazozcu oldum. Polis yuruste geldi. Tuttu yakamdan. Cik lan siradan... Selahattin Bey yetisti. Aman, o da Bizim ogrenci. Ekipten. Bana da guldu. Demek ki seni tam gazozcu yapmisiz...



LEMAN HANIM
Ilk okulun ilk gunu okuldan kactim. Ziya Gokalp Ilkokulu. Gitmedim. Beni ikinci gun okula, Osman efendinin torunu Zeki goturdu. Zeki de ikinci sinifa gidiyor. Benim elimden tuttu, ceke ceke, bahcede halka yapmis cocuklarin basinda ki kariya teslim etti. Ogretmenin Kemal bu. Gel, dedi Leman Hanim. Hadi sen de oyna. Oyun olunca sevdim okulu. En cok sevdigim de ikinci kattan zemin katina merdiven korkuluklarindan kayarak inmek. Zemine geliste firenliyorsun. Firenlemezsen yuksekten betona gum diye vurursun. Vurduk. Bayilmisim. Gozlerimi actigimda Leman Hanim azginda ekmek ezip, alnimda ki sisliklere basiyordu.
Bizim dersler pek iyi sayilmaz. Yanimda hin gibi Ismail oturuyor. Her seyi biliyor. Benim el yazimi begenmiyor. Uc kere alti diye soruyor. Yine de Leman Ogretmen o na degil, bana kumbaralar getiriyor. Ev kumbara, kasa kumbara, ordek kumbara.
Kumbaralarin sirrini sonradan ogrendik. Bir gun adliye koridorunda babami bekliyoruz. Leman Hanim. Bir adamin kolunda. Herifi olduresim geldi. Babam avukat bey dedi, bizim oglan. Leman Hanimin talebesi. Leman Hanim gulumsedi. Megersem Leman Hanimin kocasi avukat. Leman hanim babami eve kumbara getirirken gormus. Kumbaralari Kemale ben gotururum, demis. Anlasmislar.
Biz de kendimizi bazen bos yere Ismailden daha iyi sanmisiz.
Leman Hanimi, Sihhiye de kaldigim siralar, Ankara da gordum.


MEHMET BEY
Kale ardi mahallesine tasindik. Okulda degisti. Dorduncu sinif. Cok siki bir adam. Kerrat cetvelini eksiksiz aninda istiyor. Suphaneke bi hamdike ve tebareke, diye baslayan dualari ezberlettiriyor. Evde, Kuluf allahu ahad diye, dolasiyorum. Mubasir gulumsuyor. Anam aferin diyor. Besinci sinifta Mehmet Bey bizi devraldi. Torunu da bizim sinifa gidiyor. Artik namazi ogreniyoruz. Bizi camiye gonderdi. Bildiklerimi unuttum. Kim ne yaparsa aynisini yapiyorum. Ogretmenimiz sordu. Nasil yaptiniz? Torunu, Kemal hep saga sola bakiyordu, dedi.

Bu ara bankanin biri kompozisyon yarismasi acmis. Once guven, gibi laflarla baslayip, onlarin reklamlarini yazdik. Kompozisyon yarismasinda galiba ucuncu oldum. On liralik hesap cuzdani verdiler. Butun okulun onunde. Biz o parayi bankada unuttuk. Bankanin verdigi para, bankada kaldi.

Bu sefer de mahallede, Behlul Abinin Kiracilari, Dursun Amcanin Ogullari var. En buyukleri Ali Riza. Bizi hizli okuma da deniyor. Herif canavar. Bu kardaslar cok akilli. Abdullah ikinci, Erol ucuncu sirada. Biz Liseye giderken Ali Rizayi uniformali gorduk. Kuleli Askeri Lisene girmis. Kidemli olmus. Kollarinda cavus isaretleri. Sonra Kuleliden ayrildi. Doktor oldu.
Gecenler de Dursun Amcayi ruyamda gordum. TCDD isaretli uniformalarini giymisti. Uyandim. Teknoloji sagolsun. Internetten Ali Rizanin telefonunu buldum. Kendimi tanittim. Cocukluk arkadasi, Kemal. Sasirdi. Niye aradigimi anlattim, dinledi, Dursun Amcayi sordum, sizlere omur dedi.
Abimin telefon numarasini istedi, verdim.

MUZLU SUT
Bir ara muzlu sut hastasi olmustuk. Karakoy de ki tam iskelenin karsisinda bir peynirli sucuklu tost, bir de muzlu sut ismarlardik. Bazen kendi kendimize. Bazan kardaslar. Birbirimize. Talati yakaladigimizda da Talata ismarlatirdik.

Bir seferinde, kasa daki cocuga bes lira verdim. Muzlu sut istedim. Verdi. Tekrar para istedi. Simdi verdim, dedim. Vermedin, dedi. Patron araya girdi. Tamam, dedi.

Nedense, o gun, bu gundur bir turlu muzlu sut icmek nasip olmadi.

Biraz once hanim sordu. Bu muzlar yenilir mi? Yoksa atalim mi? Dur, dedim. Muzlu sut yapayim.

Yanimda ucuncu muzlu sut bardagim yarim olmus halde, muzlu sutu yaziyorum.

Nisan 29, 2003

KIRMIZI BOYALI EV
1975 yilinda spor okuluna gittim. Toplam uc bucuk ay Ankarada kalacagiz. Once Sihhiye Orduevinde yer bulduk. Sonra cikin dediler. Havacilari sizin misafirhaneniz var, niye oraya gitmiyorsunuz diye kovaladilar!

Misafirhane nere?

Buyuk Ankara Oteli ile ayni hizada, yuruyerek gidip gelebilecegimiz bir mesafede, bahce icinde iki katli bir bina. Aslinda iki degil, uc kat. Giris katinin altinda, bahceye acilan ucuncu bir kat var.
Benim odam ikinci katta kosede bir yerdi. Kac kisi birlikte kaliyorduk? Sanki dort gibi hatirliyorum. Odalarda banyo yok. Koridorda bir banyo var. Devamli suyu akiyor. Havagazi ile calisan bir de sofben var. Sicak su muslugunu cevirdiginde sofben soff diye alev alev yanmaya basliyor. Bolca sicak su.

Birinci katta da bir kafeterya var. Ufak tefek bir seyler bulup yiyoruz. Isin en guzel tarafi, ziyaretcimiz var sa kimse giremezsin, edemezsin, demiyor. Sanki evimiz. Asagida oturup, bekliyorlar.

Ankara Otelinin bir alt kati var. Sanki ozel bir ismi vardi. Hatirlayamiyorum. Orada borek turu, hafif yiyecekler veriyorlar. Bizim de butcemize uygun. Cumartesi ve Pazarlari kahvaltiyi orada yapiyoruz. Yalnizken degil tabii. Kiymetli bir misafirimiz varsa.

Ben bu misafirhaneyi okadar sevdim ki; simdilerde, Gokcebostanda ki, 67 evlerdeki evlerimiz gibi ozlerim.

Yiktilar. Yerine yuksek bir bina kondurdular.

29 Nisan 2003

BUYUKLERIMIZ: BASBAKANLAR, CUMHURBASKANLARI
Buralarda bir yerde de tarihimizi yaziyoruz. Tarihimizi yazarken, hayatimizi etkliyen buyukerimizle ilgili anilarimizi yazmazsak, olmaz dedik. Anilarimizi dediysek, hicbiri ile oturup kalkmisligimiz yoktur. Oradan, buradan, yakindan uzaktan, onlarin bilmedigi bizim bildigimiz iliskilerimiz olmustur. Onlarin verdikleri kararlar hayatimizi etkilemistir. Uzaktan.

BASBAKANLAR:

Adnan Menderes:
Aslinda Adnan Menders'le dogmus, onunla buyumusuz. Hayat Dergisinde ki siyah beyaz fotograflarini, anamin arkasindan gizli gizli doktugu gozyaslarini biliyorum. Neredeyse sekiz yasina, Adnan Menderes ile birlikte ulasmisiz.

Cemal Gursel:
Cemal Gursel'i pek Basbakan olarak hatirlamam. Onu Cumhurbaskani olarak gorduk. Amerikaya gittigini, orada komaya girdigini hatirlariz. Erzurumlu olmasinin verdigi, kendisine duydugumuz, ustu kapali bir bag vardi. Sanki, Erzurumdan Pasa olunuyor, Reisi Cumhur olunuyor sa, Gokce Bostandan da birgun olur, diye icimizden geciyordu.

Suat Hayri Urguplu:
Babamin dinledigi ajans haberlerinden ismini duymuslugumuz vardir. Kendimi zorluyorum. Baska da birsey hatirlamiyorum.

Suleyman Demirel:
Hava Harp Okulu'ndan sonra ucusu sagliktan kaybetmistim. Piyade Okulu'ndan sonra, Kutahya'ya gittigimde de, bir umut diye saga sola kafa atiyordum. Basi kesik horoz gibi! Basbakanimiza da yazdim. Ne olur yardim edin, diye. O siralar bana Suleyman Demirel, Basbakan imzali bir kart geldi. Durumunuzu ilgili bakanliga ilettim, diyordu.

Nihat Erim:
Bizim Hava Harp Okulunda ilk aylarimizdi. Nihat Erim basbakan oldu. Bende gorunusu gizli bir korku, saygi uyandirirdi.

Ferit Melen ve Naim Talu:
Bu Basbakanlarimiz doneminde biz kendi derdimizdeyiz. Harbiye ogrencisiydik. Gun sayiyorduk? Sayili gunun cabuk gecer oldugunu, bir turlu anlayamiyorduk.

Bulent Ecevit:
Kibris Harekati oldu. Ecevit'de bizim kahramanimiz. Kutahya'da kisa donem yedek subay ogrencilerden biri CHP den epeyce yerlere gelmis biriydi. Yahu beni Ecevit'le gorustursene, demistim. Olur, demisti. Sonrasinda dedi ki, Sayin Ecevite soyledim, asker adam, benimle gorusmesi onun icin iyi olmaz diyor. Sahiden sordu mu, bilemem.

Sonra? Oglumuz Umut'a Umut ismini koyduk. Bir arkadasimiz, manidar manidar sormustu. Niye Umut, diye. Dedemin adi, demistim. Genclik!

Son Basbakanligi doneminde de, Basbakan Ecevitle ilgili bir kose yazisi yazan bayan yazara, Basbakan Ecevit gibi bir eposta gondermistim. Kadin bizim epostayi Basbakana sormus. Siz boyle bir eposta gonderdiniz mi, diye. Hayir, demisler. Kadin yazarimiz da, mektubu yazana catmisti. Yahu kardesim erkek gibi ortaya cikip, ne dusundugunu yazsana? Niye Ecevitin adini kullanirsin?

Ben bir sahtekar miyim?

Ferit Melen, Bulent Ulusu, Sadi Irmak:
Hayatimizi nerede nasil etkilediler? Bilmiyorum.

Turgut Ozal:
Oldugunde Mecliste Cenazesini ziyarete gittim. Gecenlerde de, findagrave.com diye bir sitede onunla ilgili bilgilere baktim. Fotografi bile yok. Cumhurbaskanligi sitesinde ki fotografini aldim, gonderdim. Bu olmaz dediler. Bugun de baska bir fotograf buldum.

Yildirim Akbulut:
Bizim hakim bey Gumushane de gorev yaptiginda, Yildirim Akbulut onemli biri olmustu. Yildirim Akbulut'u bilenlerden, Yildirim Akbulut'u dinledik.

Necmeddin Erbakan:
Necmeddin Erbakan Basbakanken Irakla aramizdaki sinir icin Sinir-Guvenlik Projesi uzerinde calismis, Amerikalilari taa Turkiyelere kadar gondermistim. Derler ki Basbakanimiz projeyi cok begenmis. Olur, demis. Fakat, basbakanlikta ki omru yetmedi.

Tansu Ciller:
Benim emekli olmamin nedeni emekli ikramiyesi ile Amerikada duzen tutturmakti. Tansu hanim bizi bir vurdu. Alacagimiz emekli ikramiyesi dolar karsisinda kus oldu. Emekli maasi da. Geriye donus de yok. Vazgectim diyemedik. Diyemezdik. O gun, bugun surunuruz. Biliriz ki Tansu Hanimin hali vakti verindedir. Ben derim ki Tansu Hanim bana borcludur. Ama ne care ki, Tansu hanim Yarbay Kemal de kim, ne duymus, ne de isitmistir!

Mesut Yilmaz:
Benim bir asker arkadasimla ayni memlekettenler. Bizim arkadasla bir ara yumruk yumruga dogusmusler. Kim kimi daha cok hirpaladi, bilemem. Bildigim simdi Sayin Yilmaz emekli, bizim arkadas Albaydir.

Abdullah Gul:
Bizim ortagimiz Necmeddin Bey iyi tanirim, dedi. Git yahu su bizim isi anlat. Belki bir telefon eder. Bizim ortak, gittim, gorusemedin, diye haber saldi.

Recep Tayyip Erdogan:
Benden bir yas kucuk. Bizim ortaga gore, Abdullah Gul daha kaliteli adam. Su siralar insan kalitesini nasil olcuyorlar?

Cumhurbaskanlari:

Celal Bayar:
Bursali, Zengi ve kibar biri oldugunu biliriz.
Ben resimlerine baktigimda, bana doktor amca gibi gorunurdu.

Cemal Gursel:
Bir gelisini, bir de olumunu hatirlariz. Erzurumlu oldugunu biliriz.

Cevdet Sunay:
Hakkinda cok fikra duymustuk. Sonradan Yildirim Akbulut'un fikralari onunkini gecti. Biz harbiyede ogrenciyken, Cumhurbaskani olarak torenlere gelmisti.

Fahri Koruturk:
Biz havacilar bayagi bayagi Muhsin Batur'un Cumhurbaskani olacagina inanmistik. Derler ki, Hava Kuvvetleri Karargahinda top seslerini bekliyorlarmis. Olmadi. Yerine bir denizci Cumhurbaskani oldu. 1981 veya 1982 Harp Akademileri Mezunlari'nin mezuniyet torenine gelmisti. Sanki yeni ekiple aralari soguk gibiydi. Cok mutavazi bir sekilde karsilamis, yine oyle ugurlamistik.

Kenan Evren:
Cumhurbaskani olmadan once takim komutani olarak kosup tekmil vermistim. Sonradan, Hava Harp Okulu'na gelisnde Toren Birligi ile karsiladim. Resimlerimiz var. Fotografta uc kisiyiz. Kenan Evren. Tumgeneral Ahmet Corekci, Hava Harp Okulu Komutani. Sonradan Hava Kuvvetleri Komutani oldu.

Turgut Ozal:
Karsilikli konustugum tek Cumhurbaskani. Aslinda karsilikli degil de, tek tarafli. Ben konustum. O beni sessiz sessiz dinledi. Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nde.

Suleyman Demirel:
Cumhurbaskanligi doneminde, Sinir Guvenlik Projesi'nin bir kopyasini da kendisine gondermistim. Bana, Cankaya'dan, sari bir zarfla bir cevap gelmisti. Yillar sonra, Suleyman Demirel'den aldigim ikinci posta.

Ahmet Necdet Sezer:
Aslinda, Sayin Sezer'in Cumhurbaskanligi'na aday gosterilmesinden once, ben Cumhurbaskani adayiydim!
Kendi kendime? O donemde Milletvekillerimizden biri bana cok kibar bir cevap gondermisti. Meclis Disindan Cumhurbaskani secilmesine karsiyim, diyordu. Sanirim ayni Milletvekili, benim mektubumu Cumhuriyet Gazetesinde yayinlatmisti. Internet Vasitasi ile Cumhurbaskanligi'na Aday Var, diye.

Bizim yazdigimiz dilekcenin tamamini ne kimse gormustur. Ne de kimse okumustur. Aslinda Turkiye Buyuk Millet Meclisi Baskanligi'na hem faks, hem de mektupla, gondermistim. Niye bir kisa cevap vermediler?

Bu site de BIZIM HIKAYEMIZ basligi altinda yayinlariz.

Kim daha iyi Cumhurbaskani olurdu? Ahmet Necdet Sezer mi? Mustafa Kemal Ozturk mu?

Bana sorarsaniz, Ahmet Necdet Sezer, derim.


Haziran 2003


YASASIN CUMHURIYET
GOLKOY ADINDA BIR YER VARMIS GELIBOLU'DA
TELEVIZYONDA GOSTERDILER GECEN GUN.
GELENEK EDINMIS KOY HALKI,
"BEN KENDIMI BILDIM BILELI BU BOYLEDIR"
DIYOR MUHTAR:
29 EKIM'DE TOPTAN SUNNET EDERLERMIS COCUKLARINI...
DERKEN EKRANDA ENTARILI BIR COCUK BELIRDI
KIRVESI TUTMUS KOLUNDAN
YATIRDILAR BIR KAMP YATAGINA,
ARDINDAN SUNNETCI OLACAK ZAT BOY GOSTERDI
ELINDE BICAGIYLA,
COCUK KALDIRDI BASINI, BAGIRDI:
"YASASIN CUMHURIYET" DIYE
BUNUN UZERINE DE EKRAN KARARDI

KORKARIM BU, SADE GOLKOYLULERIN DEGIL, UMUMUZUN
SADE KUCUKLERIMIZIN DEGIL, BUYUKLERIMIZIN DE
DUSTUGU BIR TARIHSEL YANILGI
CUNKU SUNNET DEGIL, FARZDIR CUMHURIYET

CAN YUCEL


GECE YARISI EKSPRESI - MIDNIGHT EXPRESS
Turkiye de yasaklanan bir film vardi. Biz o kadar cok yasakladik, o kadar cok uzerinde konustuk ki filim klasik oldu! Dun AMC (American Movie Classics) denilen kanalda yine gosteriyorlarmis. Umut haber verdi. Ertesi gun sordum? Nasil? Dudaklarini buktu. Guzel, dedi. Hapishaneleri nasil buldun, diye sordum. Hapishane guzel olmaz ki, diye cevap verdi. Burada buyumus, haftanin belki hergunu filim seyreden biriyle konusuyorum. Ustelik yasini basini almis, universite mezunu bir herif. Bu filmi Turkiye'de yasakladilar, dedim. Niye ki, diye sasirdi. Cok abartma var, dedim. Iyi ya dedi, inandiricilgi azaliyor.

Vallahi bir firsatinizda, bu filmi tekrar seyredin. Sahiden. Hele hele Turk rolunde oynayanlar, ilkokula musamereye cikmis cocuklar gibi nasil rol yapiyorlar bir daha gorun. Ben diyorum ki, keske, bu filmin Turkiye'de, Turk sanatcilarla, gercek mekanlarda cekilmesine izin verseymisiz.

Hic olmaz sa, simdi butun dunyaya o zamandan bu zamana nelerimiz degisti diye anlatabilecegimiz, elimizde bir belgemiz olacakti.

Hele hele filimde Turkce konusulan sahnelerde, gercekten Turkce konusulsaydi, Turkce reklami yapardik. Simdi bu filmi seyredenler, Turkce hakkinda pek de bir fikir sahibi olamiyorlar?
Birileri Turkce yerine agzinda laflari yuvarlamis!

Biz nelere kafa yormusuz?


12 Haziran 2003

Not: Bugunlerde yeni bir is edindim. Oglumun kitabinin tanitimini yapiyorum. Kitap Ingilizce: "America Hates Me But I Still Love Her!" Yazar: Umut Ozturk. Bu da Amerika'da bizim yasadigimiz GECE YARISI EKISPIRESI!

Turkiye disinda yasayanlar;

www.amazon.com,

www.amazon.de,

www.amazon.fr,

www.amazon.co.uk,

www.amazon.ca,

www.buch.de,

www.barnesandnoble.com

gibi sitelerde kitabi gorebilir, satin alabilirler. "Kitabimizi satin alin!" demesi biraz zoruma gidiyor ama, kitabi satamazsak, sesimizi duyuramiyacagiz. Kitap'da 1990'dan bu yana Amerika'da yasadiklarimiz anlatiliyor. Ingilizce bilmiyorsaniz, kitabi alin, Ingilizce bilen esinize, dostunuza, akrabaniza hediye edin. Olmadi, evinizde hatira olarak tutun. Evde tutmak mi istemediniz? Sokakta gecen birine hediye edin!

Ikinci kitap "Three Lions Roar, A Novel of World Cup 2006" de yakinda piyasaya cikiyor!


ULAN SEN MELEK MISIN?
Biz bu sayfalarda oradan, buradan bahsederken, kendimizden de soz ediyoruz. Bir de baktim ki, ozellikle kendim icin, guzel bir imaj ciziyorum: Hatasiz, durust, insan evladi, babasinin oglu, iyi koca, iyi baba, vesaire, vesaire...

Bunlar mumkun degil. Dahasini yazamiyorsak, sagken utandigimiz, oldugumuz de de bizden sonrakiler utanacagi icindir. Mesela bizim oglanlardan biri, birine rastlamis, diyorlar ki biz senin babanin ne bok oldugunu biliriz? Nasil da biliyorsun, diye sorsalar, bizim bu yazilari gozlerine sokarlar. Aha. Aha burda!

Biz kucukken babam; yag, yumurta, tavuk, hindi eve getirirdi. Koyluler, bunlari taa mahkeme koridorlarina kadar kollarinin altina alip, kapi onlerinde beklerlerdi. Tamamen acik yapilan, hos gorulen bir alisveristi. Anam babama derdi ki, herif rusfet ye! Rusfet ye! Cok kizdiginda da, babamin adam olmayacagini mirildanirdi.

Biz de (Sanki) rusvet yiyenler ve yiyemedikleri icin hayiflananlar var. Biz, ikinci guruba gireriz.
Babamiz gibi beceremedik. Daha dogrusu rusvet verenler, kime, ne zaman, nasil, ne sartlarda rusvet verilir, ne zaman verilmez, cok iyi biliyorlar.

Neyse. Gelelim biz iyi bir adammiyiz konusuna. Hayir. Vallahi ve billahi hayir.

Hirsizlik? Babamin ayakkabilarini calip, satarak ilk buyuk capli hirsizliga baslamistim.

Yalan? Nerede oldugumu soranlara hep yalan soylemisimdir. Okuldaydim. Isteydim. Baliktaydim. Aslinda hic balik avlamadim.

Kari, kiz? Bu konuda karsi tarafta soz konusu oldugu icin susmak dan baska caremiz yoktur. Hani bir turku var ya: Bir binayi yapazsan yakip viran eyleme... Bir guzeli sevip de alamazsan, ismini aleme destan eyleme, eyleme...

Laf coktur ama, kisa keselim. Biz, bu sayfalarda, mumkun oldugunca, olani biteni ciplak anlatmaya calisiyoruz. Ama gel gor ki olmuyor. Kendi kendimizi sansurluyoruz.

Detaylari sizin tahayyulunuze birakiyoruz:

Ben bilirim o herifi!
Hiyarin tekidir...
Pis herif!
Ic cekmeler...
Bak sen hele?
Bak bak bak...
Hadi si....r...

Ama bu arada, yazilarimizi okurken; ah cekmeye, goz yasi dokmeye, kahkaha atmaya, gulumsemeye, bir duble icki icmeye de utanmayin.

Hepsi bir arada iyi gidiyor.

Okuyan herkese buradan en derin selam ve muhabbetlerimizi gonderir, buyuklerin ellerinden, kucuklerin gozlerinden operiz.

13 Haziran 2003

YALCIN KOCAK

Yalcin'in Kara Harp Okulu'na girdigini bilirdim. Biryerler de gorusmustuk. Topcu, sonra da Kurmay Subay oldugunu ogrenmistim. Epeydir dusunur dururum. Nerelerde, ne yapiyor? Bugun oradan buradan derken, Kara Kuvvetleri Internet sitesinde ismini gordum. Yalcin; Kurmay Albay iken 9 Aralik 1998 tarihinde, Genc-BINGOL'de sehit dusmus!

Biz bugun bu saatte ogreniriz. Esine, cocuklarina, saglarsa ana ve babasina buradan saygilarimizi, sevgilerimizi gondeririz. Basiniz sag olsun!

12 Subat 2005, Bloomington


MUSTAFA KEMAL OZTURK'UN ABD SAVASI BIR YILINI DOLDURUYOR!


OTUZ BES YAS

Yas otuz bes! Yolun yarisi eder.
Dante gibi ortasindayiz omrun.
Delikanli cagimizdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugun,
Gozunun yasina bakmadan gider.
Sakaklarima kar mi yagdi ne?
Benim mi Allahim bu cizgili yuz?
Ya gozler altindaki mor halkalar?
Neden boyle dusman gorunuyorsunuz;
Yillar yili dost bildigim aynalar?
Zamanla nasil degisiyor insan!
Hangi resmime baksam ben degilim:
Nerde o gunler, o sevk, o heyecan?
Bu guler yuzlu adam ben degilim
Yalandir kaygisiz oldugum yalan.
Hayal meyal seylerden ilk askimiz;
Hatirasi bile yabanci gelir.
Hayata beraber basladigimiz
Dostlarla da yollar ayrildi bir bir;
Gittikce artiyor yalnizligimiz
Gokyuzunun baska rengi de varmis!
Gec farkettim tasin sert oldugunu.
Su insani bogar, ates yakarmis!
Her dogan gunun bir dert oldugunu,
Insan bu yasa gelince anlarmis.
Ayva sari nar kirmizi sonbahar!
Her yil biraz daha benimsedigim.
Ne donup duruyor havada kuslar?
Nerden cikti bu cenaze? Olen kim?
Bu kacinci bahce gordum tarumar.
N'eylesin olum herkezin basinda.
Uyudun uyanamadin olacak
Kim bilir nerde, nasil, kac yasinda?
Bir namazlik saltanatin olacak.
Taht misali o musalla tasinda.

CAHIT SITKI TARANCI


EFENDILER;
Ve ey millet, iyi biliniz ki, Turkiye Cumhutiyeti seyhler, dervisler, muritler, meczuplar memleketi olamaz.
En dogru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatidir. Medeniyetin emir ve talep ettigini yapmak insan olmak icin yeterlidir.
Insan toplulugu kadin ve erkek denilen iki cins insandan murekkeptir. Kabil midir ki, bu kutlenin bir parcasini ilerletelim, otekini ihmal edelim de kutlenin butunlugu ilerleyebilsin?
Ey kahraman Turk kadini, sen yerde surunmeye degil, omuzlar uzerinde goklere yukselmeye layiksin.
Analarin bugunku evlatlarina verecegi terbiye eski devirlerdeki gibi basit degildir. Kadinlarimiz, erkeklerimizden daha aydin, daha feyizli, daha bilgili olmaya mecburdur; eger hakikaten milletin anasi olmak istiyorlarsa.
Gencler! Cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yukseltecek ve yasatacak sizsiniz.
Yuksel Turk! Senin Icin yuksekligin siniri yoktur. Iste parola budur!

MUSTAFA KEMAL ATATURK

Ben
senden once olmek isterim.
Gidenin arkasindan gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktirirsin,
odanda ocagin ustune korsun
icinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
seffaf, beyaz camdan olsun
ki icinde beni gorebilesin
Fedakarligimi anliyorsun :
vazgectim toprak olmaktan,
vazgectim cicek olmaktan
senin yaninda kalabilmek icin.
Ve toz oluyorum
yasiyorum yaninda senin.
Sonra, sende olunce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yasariz
kulumun icinde kulun
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasiz bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karisacagiz
ki birbirimize,
atildigimiz coplukte bile zerrelerimiz
yan yana dusecek.
Topraga beraber dalacagiz.
Ve bir gun yabani bir cicek
bu toprak parcasindan nemlenip filizlenirse
sapinda muhakkak
iki cicek acacak :
biri sen
biri de ben.

Ben

daha olumu dusunmuyorum.
Ben daha bir cocuk doguracagim
Hayat tasiyor icimden.
Kayniyor kanim.
Yasayacagim, ama cok, pek cok,
ama sen de beraber.
Ama olum de korkutmuyor beni.
Yalniz pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze seklini.
Ben olunceye kadar da
Bu duzelir herhalde.
Hapisten cikmak ihtimalin var mi bugunlerde?
Icimden bir sey :
belki diyor.

18 Subat 1945
Piraye Nazim Hikmet


EKMEK
Bizim ekmegimizi anam yapardi. Ben Hediyelerin evinden hatirliyorum. Unu geceden yogurur. Hamuru mayalar. Ertesi gune kadar hamurun kabarmasini beklerdi. Kocaman bakir legen icinde ki hamuru omuzlar, ilerde ki firina giderdi. Biz cocuklar da anamizin pesinden. Firinda obur karilar. Kadinlar hamami gibi. Sirada beklerler. Sirasi gelen ununu dokup, ekmegini acardi. Once bir avuc dolusu hamur koparirlar, ellerinde yumak yaptiklari hamuru onlerine actiklari unun ustunde yuvarlarlardi. Sonra da yumruk yaptiklari elleri ile hamuru acarlardi. Hamur yeterince ince olunca, parmaklari ile uzerini noktalar, bir nevi desen verirlerdi. Arada bir kiyak olsun diye, actiklari hamurun uzerine yumurta surerlerse, kiymetli ekmek, corek olurdu. Firinci ekmekleri tahta mala ile yanan odunlarin yanina bir yere yerlestirirdi. Ekmeklerimiz sicak tasin uzerinde piserdi. Sonra anam pismis ekmekleri uzeri cinko kapli tepsilere yukler, omuzlayip eve getirirdi.

Biz carsi ekmegini, yani firinlarda pisen ekmegi, arada bir alirdik. Carsidan ekmek alip yemek Bize cok fiyakali bir is yapmisiz gibi gelirdi.

Koyde ninem sacin uzerinde ince ince, yaprak gibi ekmek pisirirdi. Sac ekmegi derdik. Icine tereyag surer yerdik. Cokelik te. Arada bir de kalin kalin kombe yaparlardi. Kombeyi daha sicakken parcalar once uzerine tereyag akitirdi. Sonrada sarmisakli ayran. Oyle kasiklardik.

Sicak hamura bulgur karistirip pisirir, ustune once tereyag, sonra sarmisakli ayran dokup yersen ayri bir yemek olurdu. Biz girrik derdik. Ben bir kac sene oncesine kadar yapardim.

Fabrika ekmegi yayginlasti. Mahalle firinlari oldu. Evde ekmek yapmaz olduk. Fabrika ekmeginin icinden bazen bez, bazen para, bazen de baska seyler ciktigi olurdu.

Fabrika ekmegine alistik. Francala derlerdi. Sicakken iyi olurdu. Sabahleyin sicak taze ekmek, zeytin, peynir cay. Yeterdi.

Harbiyeye gittik. Ekmekler kuculdu ve karardi. Megersem askeri firinlarda yapilirmis. Alistik. Harbiyeden sonra da gorevli oldugumuz yerlerde yedik. Ama biz, bizim EKMEK den vazgecmedik.

Baglarbasinda firin yanimizdaydi. Gider sabah ekmeginin cikmasini beklerdim. Kutahya da ekmegimizi erkenden alirdik. Bazen carsiya sirf taze ekmek icin gittigimiz olurdu.

Ramazan Pidelerini saymazsak, bizim ekmegimiz sadece bir cesitti. Firin ekmegi.

Simdi? Ekmek. Cesit cesit. Sarmisakli ekmek, bugday ekmegi, misir ekmegi? Fransiz, Italyan? Tost ekmegi, sandovic ekmegi?

Yahu dogru durust ekmek yok mu? EKMEK!


BEN ULUBATLI HASAN DEGILIM!
Gecenler de bir yerde tartisiyorlar. Ulubatli Hasan var miydi, yok muydu, diye. Ulubatli Hasan yasadi mi bilemem ama, ben Ulubatli Hasan degilim.
Hayda!
Vallahi ve billahi ozellikle ablam Turkan beni Ulubatli Hasan bilir. Dumlupinar Ilk Okulunda bir musamere var. Ben de Ulubatli olacagim. Bir iki provadan sonra kirdim. Gitmiyorum. Ama , evdekiler beni devamli musamere provasina giderken goruyorlar? Nereye gidiyorum, ne haylazliklar yapiyorum, allah bilir. Biz musamere hazirliklari sonrasi guya yorgun argin eve donuyoruz. Ablam keske, diyor, keske Fatih Sultan Mehmet olsaydin.

Bir dakika ara, bizim kiz birsey istiyor...

Nerede kalmistik?

Musamere gunu geldi catti. Ben yine bana musade deyip, okul yerine herhalde sinemaya gittim.
Aksam eve geldim. Ablam beni kutluyor. Cok iyiydin diye. Ben saskin saskin yuzune bakiyorum. Annemle musamere yerine gitmisler. En arkalardan Ulubatli Hasani izlemisler. Allah Allah diye Istanbul surlarina yuruyormusum?

Hem ablam, hem anam Ulubatli Hasan rolunu oynayan oglani ben sanmislar!

Ablam hala der. Sen, Fatih Sultan Mehmedi daha iyi yapardin.

Biz de bir keyifle, bu yalani bugune kadar surdurduk.

Abla. vallalahi ve billahi ben Ulubatli Hasan degilim...

ULUBATLI HASANDAN SANTANIN ELKINE
Biz Dumlupinar Ilkokulu besinci sinifta ablamizi bile kandirip, Ulubatli Hasanim deyip, Ulubatli olamadik. Ulubatli olmadigimizi da bu gune kadar sakladik. Bugun, bizim kiz, Biloxi Popps Ferry Elementary School besinci sinifta Santanin Elki oldu. Turkce konusalim. Yagmur, bugun Biloxi sehrinin Pops Feri ilkokulu besinci sinifinda Noel Babanin yardimcisi oldu. Ustelik gidip fotografini da cekerek, isin dogrulugunu kayitlara gecirdik. Elimize bir dokuman aldik. Fotografin uzerinde yaziyor. 12/12/2002 diye. Ikibin iki yilinin onikinci ayinin onikinci gunu.

Sevgili Turkan abla. yegenin bizim serefimizi tam tamina kirk yil sonra, diyari gurbetlerde kurtardi.
Babasi Ulubatli Hasan olamamisti, o Santanin Elki oldu.


BUGUN APANDISITIM AGRIDI!
Sag kasigiminda bir sizi. Icten icten cekiyorlar. Rengimizi karartti. Keyfimizi kacirtti. Bu siziyi otuz yildir cekerim. Ameliyat yerim hep agrir!

Bir cift zeytin goz ugruna biz ameliyat da olduk. Birileri icin apantisitimizi, baska birisi icin omrumuzden uc gunu, digeri icin de ayakkabilarimizi verdik. Obur kaybettiklerimi pek onemsemem ama, ameliyat yeri olmadik zamanda sizlar.

Zeytin Gozlu dedi ki, seninle hafta sonlari gorusemeyiz. Ancak hafta ici olur. Harbiyeli hafta icinde nasil izine cikar? Yapabilecegin en akilli is, hastayim deyip, revire cikmak, doktor ikna olursa, harici hastahaneye kendini sevk ettirmek.

Bizim kisimda revir, doktor, istirahat, hastahane konularinda ki uzman Unal. Ona sorduk. Ne yapalim, nasil yapalim da hastahaneye gidelim. Sag kasigim agriyor de, dedi. Doktor uzerine elini basip cekerse, ahla. Yaptik. Doktor Ustegmen yutmadi ama bizi Kasimpasa Deniz Hastahanesi ne gonderdi. Sarisin bir doktor. Benim bildigim asker degil. Sivil doktor. Bakti. Guldu. Pazartesi ameliyat edelim, dedi. Ben dalga geciyor sandim. Gunlerden galiba Carsamba. Pazar aksamina kadar okula gitmesem olur mu, diye sordum. Tamam, dedi. Dunyalar benim. Carsamba, Persembe, Cuma zeytin gozluyu gorecegiz.

Pazar aksami hastahaneye dondum. Bir asker yakaladi beni. Abi lagma yapacagiz, dedi. Oda ne, dedim. Kicimizdan hortumlari sokup, bagirsaklarimizi temizleyecekler. Olmaz, dedim. ben doktorla konusurum. Ertesi sabah baktim sedyeye koyup goturuyorlar. Doktora, ben iyiyim dedim. Guldu. Zenginler bu isi onceden yaptiriyorlar. Koluma serum. Seruma siringa ile birseyler damlattilar. Ben kendimden gecmisim.

Hikayemiz uzun. Aradakileri sonra anlatiriz.

Harbiyeye donduk. Ameliyatli oldugum icin biraz agir hareket ediyorum. Nobetci Subayi Salih Zeki Basaran isminde zipkin gibi bir herif. Yat borusu calar calmaz kogusun kapisina dikildi. Niye ayaktasin? Kem, kum. Nobetci subayligina in beni bekle. Asagi kata indik. O gecenin agirlari bes-on kisi. Ceza? 25 er sinav! Komutanim! Kimseyi dinlemiyorum. 25 sinav! Komutanim ama, dediysek de dinletemedik. Basladik sinavimizi cekmeye. Aslinda biraz da hiyarim. Iyi bir supriz olsun istiyorum. Ben sinav cektikce, sag kasigim yere degiyor. Sapir, sapir sesler. Onuncu sinavda, ortalik kan icinde kaldi. Salih Zeki Yuzbasi saskin. Ne oldu? Ameliyatliyim Komutanim.

Salih Zeki Basaran Komutanimla sonralari bir cok yerde beraber olduk.

Komutanim. Benim apandisit yeri bugun yine tuttu! Sizlayinca namussuz, insanda keyif meyif birakmiyor.

7 Mayis 2003


SARI
Altiya bes kala Uskudar vapuruna yetisiyoruz. Bazan kacirdigimizda oluyor. Bizim servis otobusu gecikiyor. Vapuru kaciriyoruz. Vapura yetistigimizde de, tiklim tiklim salonun en arkasindayiz. Parmaklarimizin ucunda, kafalarin ustunden her gun gozlerimiz birini ariyor. Yanliz ben degil. Bizim servisle gelen butun arkadaslar. Parmaklarimizin ustunde aranirken, ara sira baskalarinin ustune devrildigimiz de oluyor. Pardon, diyoruz. Arkadasim beni durtuyor, iste orada, diye. Orada. Salonun tam onunde, camdan gelen gecen vapurlara bakiyor. Arkasini butun kalabaliga donmus, oylesine vakur duruyor ki.

Sapsari saclari nerdeyse kalcalarina kadar uzaniyor. Kendi sarisi mi? Bilemiyoruz. Uzerinde ki mavi kiyafet, vucuduna tam uymus. Caket, etek. Arkadan belinin kivrimlarini goruyoruz. Etekleri dizinde. Dar. Bugun pariltili bir corap giymis, diyor benim arkadas. O yuksek topuklarin uzerinde ne kadar da ihtisamli duruyor. Dim dik.

Biliyoruz ki, yukariya cikacak. Kalabaligi omuzluyoruz. Karsisinda oturacak bir yer bulmak icin. Biz itismelerimize basladik bile.

Oturdugu yerden tam karsisina bakiyor. Sanki bizi gormuyor. Bacaklarini bazan ust uste attigi oluyor. Bembeyaz bacaklarinin dizden ustunu gorur muyuz? Yuregimiz firliyor. Nafile. Cok usta. Gozluklerini arkasindan gozlerine bakiyoruz. Ela mi? Goz kapaklarinin ustune, kendisine cok yasisan bir renk buluyor. Hergun. Kirpikleri bakimli. Sari saclarindan bir percem, alnina dusuyor.

Dudaklar. Cok guzel bir kirmizi renk. Gul rengi mi? Kirmizi gul. Dudaklari dolgun. Oyle bir boyamis ki, daha da kalin gozukuyor. Islak. Burun. Okka gibi. Arada bir, elinin tersiyle burnuna dokundugu oluyor.

Neyse bugun de yer bulduk. Karsisina tesbih gibi dizildik. Saklabanliklar yapiyoruz. Ne olur bir gulumseme? Bir isaret? Yok. Heykel gibi.

Vapur iskeleye yanasir yanasmaz kalkiyor. Yolcular o na yer veriyorlar. Arkasindan doya doya bakmak icin. Vapurdan indiginde, hizli hizli yuruyor. Kendisini bekleyen bir araba var. Bir Reno. Biniyor ve gidiyor.

Bu her gun boyle. Bir yil mi, iki yil mi gecti?
Bir ara Sariyi goremez olduk Sari yok. Senin SARI gitti, dediler. Niye benim Sari?

Artik vapurun dadi tuzu kalmadi. Altiya bes kala vapurunu yakalamak icin de olmuyoruz. Oburu gelir. Ferah ferah gideriz. Disarda bekliyoruz. Salon bosalsin. Altiyi bes gece ile gideriz. Bes dakka once, bes dakka sonra... Sonunda olum yok, ya.

Hem denize, hem de arada bir bosaldi mi diye salona bakiyoruz. Sapsari yeleli bir bas, alimli bir vucudun ustunde, salina salina vapura gidiyor. Yine herkes yol vermis. Bize musade diyor, firliyoruz. Onumuzdekileri icerek kendimize yol aciyoruz. Ne care. Yetisemedik. Vapur gitti.

Ertesi gunu zor ettik. Altiya bes kala vapurunu yakaladik. SARI nin karsisina tesbih gibi dizildik. Sanki, bana mi oyle geldi, bilmem, ben tam karsisina otururken, gozleri gulumsuyordu...
.................

Ne hasta bekler sabahi,
Ne de genc oluyu, mezar;
Ne de seytan, bir gunahi,
Seni bekledigim kadar.

Necip Fazil

...................................................

BIZIM VE SIZIN TARIHINIZ
20 Mayis 1953: Dogdum
Benim hesabima gore; Babam 33, Annem 31, Abim Ismet 11, Ablam Turkan 6 yasindalar.
14 Nisan 1955: Mustakbel karim dogdu.
1956: Kenan dogdu.
1958: Talat dogdu.
Temmuz-Agustos 1958: Kibris Turk Mukavemet Teskilati kuruldu
5 Eylul 1960: Ziya Gokalp Ilkokulu na basladim, Ogretmenim Leman Hanim.
1960: Agabeyim Izmir Hava Lisesi ne gitti
1 Mayis 1960: Sovyetler ABD nin U-2 casus ucagini dusurdu. Biz korktuk.
27 Mayis 1960: Ihtilal
17 Nisan 1961: Amerikalilar Kuba'nin Domuz Korfezine cikarma yaptirttilar.
1961: Ilk Okul Ikinci Sinif Ogrencisiyim. Basbakan Adnan Menderesi astilar. Annem cok agladi.
Agustos 1961: Saffet Nezih Dogdu
15 Agustos 1961: Berlin Duvarini yapmaya basladilar.
28 Ekim 1962: Kuba Krizi. Sovyetler fuzeleri cekti. Amerikan fuzelerinin de Turkiye de oldugunu buyudugumuz de ogrendik.
1963: Kale Ardi Mahallesine tasindik. Dumlupinar Ilk Okulu 4ncu sinif ogrencisiyim.
22 Kasim 1963: ABD Baskani Kennedy olduruldu. Annem yine cok agladi.
1964: Dumlipinar Ilk Okulundan mezun oldum.
Agustos 1964: Turk Jetleri Kibrisi bombaladi
8 Agustos 1964: Yuzbasi Cengiz Topel sehit oldu.
30 Agustos 1964: Abim Hava Harp Okulundan mezun oldu.
1965: Ali Baba Mahallesine tasindik.
1965: Selcuk Orta Okulu na kayit oldum.
1965: Selcuk Orta Okulundan atildim.
Mart 12, 1966: Endonazya da, Suharto ihtilal yapti. Kayitlara gore, iki yilda 500 bin kominist ve Cinliyi oldurdu.
1966: Bursa ya tasindik.
1966: Bursa Erkek Lisesi ne kayit oldum.
1967: Sivasa donduk.
1967: Ataturk Orta Okuluna kayit oldum.
5 Haziran 1967: Israilin 6 gunluk savasi. Israillilerin nasil yedi duvelle bas edebildigine sastik, kaldik.
1968: 67 Evlere tasindik.
1968: Ataturk Orta Okulundan mezun oldum.
1968: Sivas Lisesine kayit oldum.
22 Temmuz 1969: ABD aya adam gonderdi.
Haziran 1971: Sivas Lisesinden mezun oldum.
Temmuz 1971: Hava Harp Okulu sinavlarina girdim.
Agustos 1971: Inonu de uc kere parasutle atladim. 10 saat SIAT Flamingo denilen ucakla uctum.
12 Mart 1971: 12 Mart Askeri Mudahalesi
1974: Banu ve Pinar hanimler dunya ya geldiler.
1974: Kasimpasa Deniz Hastahanesi nde zorla apandisitimi aldilar.
20 Temmuz 1974: Kibris Baris Harekati basladi.
30 Agustos 1974: Hava Harp Okulu ndan mezun oldum.
Haziran 1975: Piyade Okulunu bitirdim.
Haziran 1975: Kutahya Hava Er Egitim Tugayi 2 nci Tabur 6nci Boluge atandim.
1977: Hava Harp Okulu Muhafiz Bolugu ne atandim.
23 Subat 1997: Bakirkoy Evlendirme Dairesinde Fatma Bedia Erbag ile evlendim.
1977: Ogrenci Alayi Takim Komutani oldum.
24 Aralik 1977: Umut dogdu.
2 Subat 1978: Cafer Amcam oldu.
Mayis-Eylul 1978: 1982 Mezunu Hava Harp Okulu Mezunlarini Cumaovasi (Adnan Menderes) Havaalaninda sectik.
13 Nisan 1979: Kanat dogdu.
12 Eylul 1980: 12 Eylul Ihtilali
15 Mayis 1980: Almanya Spor Okulunu bitirdik.
Agustos 1981: Hava Harp Akademisi ne girdim.
Haziran 1983: Kurmay Subay olarak Hava Harp Akademisi nden mezun oldum.
Haziran 1983: Hava Harp Okulu 6nci Ogrenci Boluk Komutanligina atandim.
2 Aralik 1984: Bulut dogdu.
11 Mart 1985: Gorbochev SSCB'nin Baskanligina atandi.
Eylul 1985: Ben de; Hava Er Egitim Tugayi Harekat Subayligina atandim.
1985: Firat dogdu
24 Temmuz 1986: Silahli Kuvvetler Akademisinden mezun oldum.
22 Subat 1987: Gaye nin Babaannesi Hadiye Hanim Oldu
14 Mayis 1988: Mubasir Huseyin (Babam) oldu.
Haziran 1988: Tabur Komutanligina atandim.
9 Kasim 1989: Berlin Duvari Yikildi.
1989: Amerika ya atama emrim cikti.
1989-1990: Hava Kuvvetleri Harekat Baskanligi nda Dis Kurs Plan Subayi olarak ek gorevle calistim.
Agustos 1990: Keesler Hava Ussu, Mubadele Subayi
12 Eylul 1990: Dogu ve Bati Almanya birlesti.
1991: Korfez Savasi
1991: Hatice dogdu
25 Aralik 1991: Sovyetler Birligi dagildi.
1992: Clinton denen genc bir adam ABD Baskani oldu.
26 Subat 1992: Yagmur dogdu.
Eylul 1992: Turkiye ye dondum.
Ekim 1992: Ismail Meker Albay ile calismaya basladik.
Aralik 1992: Guvenlik Sube Mudurlugu nu kurma Calismalarina basladik
Aralik 1992- Guvenlik Sube Muduru oldum.
1993: Selin dogdu
Mart 1994: Emekliligimi istedim.
Mayis 1995: Umut Liseyi bitirdi
1996: Turk-Irak Sinir Guvenligi Projesi ni Turkiye ye tanittim.
1996: Necmeddin Saricaoglu ile tanistik.
1996: Clinton ikinci kez Baskan secildi.
28 Subat 1997: MGK nun kararlari
Mayis 1997: Kanat Liseyi Bitirdi
19 Haziran 1997: Erbakan Hukumeti Istifa etti.
*Abdullah Gul- Istifa eden hukumette Devlet Bakani idi.
1998: Ogrencimiz Cengiz ile calistik. Ucak satmak icin 10 bin dolar harcadik. Satamadik. Ogrencimiz kufur etti ayrildi. O uc kusur bin dolarina uzulurken, biz yedi bin dolar iceri girdik.
17 Agustos 1999: Marmara Depremi. 14 bin kisi oldu dediler.
Subat 2000: Bush ABD Baskani oldu.
Mayis 2000: Umut Universiteyi bitirdi.
2000: Sirketi kurtaralim derken, Umut u da borca soktuk. Hukuk Fakultesi icin kredi alamadi. Kredi alamayinca okula (Hukuk) da gidemedi.
2000-2002: Saga sola kafa attik.
11 Eylul 2001: Gozumuzun onunde New York ta ki kuleler yerle bir oldu.
2001: Afganistan Savasi
Haziran 2002: Turkiye de Bagimsiz Milletvekili Adayi olarak secimlere katilmaya karar verdik.
21 Agustos 2002: Multeci Burosu tarafindan tutuklandik.
3 Kasim 2002: Genel Secimler yapildi. AKP Iktidar oldu.
*Abdullah Gul-Basbakan
10 Aralik 2002: Riza Amcam oldu.
13 Mart 2003, Persembe: 94 Evler Ilkokulu eski Muduru, Lise arkadasim Sait Arslan in babasi Ziya Beyoldu.
13 Mart 2003: Turkiye de Recep Tayyip Erdogan Basbakan oldu.
17 Mart 2003: Bush bu aksam Iraka ultumaton verecek:Ya ceker gidersin, ya da savasa razi olursun, diyecek.

.............................

7 Nisan 2003: Mahkeme Hakkimizda karar verecek.
Belki de ikinci Korfez savasi var.
Haziran 2003: Bulut liseyi bitirecek.



MEKTUP VAR!
Size nasil hitab edeyim diye baslamis mektubuna. Abi? Mustafa Bey? Yarbayim? Komutanim?

Kucuklerimiz KEMAL ABI, derler. Kemal Abi. Mustafali Abiye pek alisamadik.

Altin Metin, Sereflikochisar da dogmus. 1972 de. Babasi devlet memuru mu yazmamis. Ne is yapardi? Kac kardesler? Neyse. Metin, ilk, orta, Anadolu Koleji, Bilkent de bir yili Ankara da okumus. Erzuruma okumaya gitmis. Niye? Ne sen sor, ne ben soyleyeyim, diyor. Sonra almis basini, gitmis Ingiltereye. Sizin basinizdan gecenlerin beteri, basimdan gecti, diyor. Beterin beteri var. Tam bes yil Turkiyeye donememis. Memleket burnunda tutmus. Hele hele babasini cok ozlemis. Sonunda bir Amerikali guzele gonul vermis. Evlenmisler. Amerikaya tasinmis.

Babasini ziyarete Turkiye ye gitmis. Deniz kenari bir yerde bir haftada olsa babamla hasret gidermek istedim, diyor. Olmamis. Turp gibi baba, durup dururken, gece uykusunda gitmis. Doyamadim, diyor, Metin. Doyamadim.

Mayis 26 da Metinin babasi oleli tam bir yil olacakmis. Metin Turkiyeye babasini ziyarete gidiyor. Var mi benden bir isteginiz, diye sormus.

Sevgili Metin, gule gule git. Gule gule gel. Babana, bilmezsin ama Sivasin Zara Kazasindan Mustafa Kemal Agabeyin selamlarini getirdim, de. Ellerinden operiz.

24 Nisan 2003


ELLIYE VURDUK!
Bu gavurlar kirk yasina gelenler icin, bir cocukluk resmi yayinlayip, Lordy, Lordy! Look at! He is fourty! (Lordi, lordi. luk et. Hi iz fordi.) diyorlar. Anladigimiz kadari ile, dun ki cocuk nasil kirkina gelmis, inanamiyorlar. Vay anasini! Kirka bile bu kadar saskinlik? Ya elli?

Mayis 2003 de elli (rakamla 50) olduk. Yarim yuzyil. Babam bizi birakip gideli, uc disimiz ve isimizi kaybetmisizdir. Babamdan sonra bizden olma torun sayisi dorde cikmistir. Goguslerimiz sarkmis, saclarimiz beyazlasmistir. Cok sukur, ufak tefekleri saymazsak, Agrimiz sizimiz yoktur.

Geriye, elli yila baktigimizda, niye bu kadar cabuk gecti, dedigimiz olmustur. Ya yaptiklarimiz? Ne yaptik bu elli yilda? Yedigin ictigin, gordugun senin olsun. Ne yaptin? kendinden baskalari icin? Insanlik icin? Ne yaptin?

Senden sonrakilere ne birakiyorsun? Ev, bark, para, pul? San, sohret? Vallahi ve billahi hicbir sey! Sifira sifir, elde var sifir!

Hayir, hayir! Geride kalanlara bu yazdiklarimiz bir armagandir.

Gecenlerde gogsume bir agri saplandi. Vurdu bizi yere. O saskinlikla; vallahi ve billahi, yazacaklarimi daha yazamadim ki, diyordum.

Bi de korkmadan yazabilsek?

Mayis 2003
Elliyi dogrultmamiza 15 kala.

KENDINE BIR DOST TUTMUS!
Biz, Sivas da anamizin, komsu kadinlarin konusmalarini dinlerdik. Kulak misafiri olurduk. Hayir, misafir falan olmaz, merak ederdik. Ne konusuyorlar, diye.

Anlatirlardi. Falancanin kocasi kendisine bir dost tutmus. Sevgiliye, metrese, dost derledi. Demek ki adamin karisi dost olamiyor. Dost buldugunda, dostuna dost diyorlar?

Hepizin, gizli, sakli, acik, dostlari olmustur. Olmus mudur?

Bizim derdimiz, kim kimi dost tutmustur, kim kiminle dost hayati yasamistir onu bunu bulmak degil. Sadece kendi kendinize sormaniz. Sizin hic dostunuz oldu mu? Hem cins. Karsi cins.

Kafa kafaya verip de, karsilik beklemeden dertlestiginiz? Veya; bildiginiz biri, cok uzaklarda bile olsa, sizin icin yurecigi pirpir atar? Ananizin, kardasinizin disinda?

Hani bir sarki var ya? Gitmesek de, gelmesek de o koy bizim koyumuzdur. Gormesek de, konusmasak da, o bizim dostumuzdur.

Olmadik zaman da ararlar. Ne oldu? Nasil olacak? Duzelecek mi?

Duydugunuz dost sesidir. Az bulunur. Nadir yetisir. Zor bulunur. Ama bir bulmaya gorun. Gitmeseniz de, kalmasaniz da, gorusmeseniz de, konusmasaniz da, o sizin dostunuzdur.

Olum ayirana dek!

Olum de ayiramaz. Mezarinizi bulur gelirler.

Sizin varsa. Yarin isi gucu birakip, arayin. Ne aber? Nasilsin? Bir sesini duyayim dedim, deyin.

Mayis 10, 2003


EVVEL ZAMAN ICINDE, DEVELER TELLAL, PIRELER BERBER, BEN BABAMIN BESIGINI TINGIR MINGIR SALLAR IKEN...

Aylardan Temmuz olmasina ragmen kuzey de serin bir geceydi. Aksam karanligi coktugunde, evin sogunu kirsin diye somineye biraz odun daha attilar. Disini sik, diye doktor, yataktaki guzel yuzlu kadina saygiyla fisildadi. Sanki Trabzonlu Suleymanin esi dogum yapiyormus gibi, bu soguk sehrin saray misali konaginda hemsireler, bakicilar, doktorlar kosturup duruyorlardi.

Bebegin bagirtilari asagi kattan duyuldugunda, baba viskisinden bir yudum daha cekti. Oglun oldu, dediler. Gulumsedi. 1946 yilinin Temmuz ayinin altinci gununde Dabilyu dunyaya gozlerini acmisti.

Sayili gun cabuk gecti. Dabilyu cifligin tozlu yollarinda kosturuyordu. Kardasi hasta diyorlardi. Zaturye mi, ne? Mayis ayi sicagi ile birlikte vurmustu. Sunun surasinda yedinci yasina da 45-46 gun kalmisti. Artik laftan anlar olmus, uc yasindan beri okula gonderildiginden okur yazar sinifina da girmisti.

Babasi, anasi ile konusurken duydu. Yestirdey vaz e nesinel day in turkiy. Turkish embesedor invaytid mi tu di pardi. Nays, dedi, karisi. Very nays. Dabilyu okur yazardi ama, turkinin milli bayraminin nasil olacagina akli yatmadi. Ama babasinin hindilerin milli bayrami ile ilgili konustugunu da unutamadi. Hava cok sicakti. Kam on in dabilyu, bakici bagirdi. Iceri girdiginde takvimin yapragini verdiler. Okusun diye. 20 Mayis 1953. Herkes niye cok uzgun diye icinden gecirdi.

Iki katli kerpic evin ust katinda bagrisiyorlardi. Biraz daha. Biraz daha ikin. Ama Gugum Teyze? Kiz ikin dedim. Su getirin. Geliyor. Geliyor. Ha gayret. Hava soguk. Bebegi Gugum Ebe kucagina aldiginda titriyordu. Kapkara, sivri kafa, cirkin mi cirkin bir bebek. Soguk da vurunca koyu kirmizi olmus bebegi iyicene sardilar. Huseyin Efendi nerede? Osman Efendilerde ajans dinliyor, dediler. Haber verin. Huseyin Efendiye tam vardiklarinda ajans haberleri, Amerikanin teksas sancaginda yaz sicaklarinin nasil vurdugunu anlatiyordu. Sivasin serin mi serin, Midlendin sicak mi sicak oldugu bir gundu. 20 Mayis 1953. Sivas da dogan oglana, babasi Huseyin uc yil once olen oglunun adini verdi. Mustafa Kemal. Bu; Omurlu olur insallah!

Mustafa Kemale omurlu olur dediklerinde, Dabilyu elinde takvim yapragi, bir kosede oturmus, zaturiyeden olen kardesi Robin icin agliyordu.

Dabilyunun bes kardesi oldu. Robin oldu. Mustafa Kemalin de bes kardesi oldu. Kemal, Abisi Mustafa Kemali hic bilemedi.

.......

Oykumuz devam edecek.

21 Mayis 2003


DEVAMI
Dabilyu ile Kemal'in kaderleri daha isin basinda birbirine cok benziyormus. Dabilyu Midlend deki cifliklerinin tozlu yollarini, Kemal Gokcebostanin boklu yollarini sevmisler. Sivas da, Midlend de tozlu ve ruzgarliymis. Sivasin da, Midlendin de yel le gidecegi rivayet edilirmis.

Dabilyunun babasi paraya pul gibi bakan petrol milyoneriymis. Para pul olunca, gozden dusmus, Dabilyunun babasi buyuk adam olmaya karar vermis.
Babasinin izinden giden Dabilyunun da elini degdirdigi her sey altin olmus.

Dabilyunun babasi, Kemalin abisi savas pilotuymus. Dabilyu illa Hava Harp Okuluna girecegim demis. Keyfe duskun oldugunu bilen babasi, illa Jet pilotu olacaksan, bizim milli muhafizlarda seni pilot yapalim demis. Sivasli Hava Harp okuluna girmis.

Dabilyunun babasi buyudukce buyumus. Dabilyuda babasinin izinde para yigmis. Dabilyunun babasi milletvekili, Birlesmis Milletler temsilcisi, Boyuk Bir Istihbarat Kurumunun baskani olmus. Dabulyu durur mu? Sirket kurmus, sirket satmis. Hele hele bir ara, bir takim satin almis. Basina gecmis. Menecer ayaklarinda cok meshur bir adam olmus. Coluk, cocuk, fakir, fukara arasinda ismi babasindan daha cok bilinir olmus. Ha bizde Fatih (Fatih Sultan Degil.) ha onlarda Dabilyu. Sonunda takimini satmis. San, sohret ve cebinde de mevcutlara ilave 16 milyon Amerikan dolari.

Babasini takip eden Kemalde Harp Okulu sonrasi maasa talim etmis. Babasi gibi erken evlenmis. 24 de cocuk sahibi olmus.

Dabilyu da keyifler gicir, kari kiz bol oldugundan 31 ne kadar evlenmemis. 35 inde baba olmus. Baba oldugunda kendi babasi baskan yardimcisiymis.

Dabilyu tam kirkinda ickiyi birakmis. Ickiyi birakinca ne gorsun? Bankada parasi, evde karisi, iki de kizi var. Ne yapacak? Yahu demis. Vali olayim. Anasi, babasi, kardaslari gulmusler. Yapma, demisler.

O siralar Kemal de emekli olmus. Dabilyunun vali olmak istedigi yerden pek de uzak olmayan bir sehre yerlesmis. O da Dabilyu gibi bir duzen tutturmanin hayalini kurarmis.

Dabilyu vali olmak istediginde, etme eyleme, demisler. Bu sarisin kariyi yenemezsin. O siralar, sarisin mavi gozlu bir afet valiymis. Dabilyunun aday olacagini duyunca, guldurmeyin beni, demis. Dabilyu da bir inat. Hayir, demis. Sizi dinlemiyorum. Ben bu kariyi yenecegim. 350 bin oy farkla vali secilmemis mi?

Bu arada Kemal de kendisine yapma etme, surunursun. Disarida hayat kolay mi, diyenleri utandirmak icin sarilmis ise. Tam 500 milyon dolarlik bir isi memleketinin ileri gelenlerine, taa basbakanlarina kadar anlatmis. Yanina kocaman kocaman gavur is adamlarini almis. Basbakan olur, demis. Ama oluru olmamis.

Su siralar, Dabilyu memleketin basidir. Kemali de Dabilyunun memleketinden atmak isterler. Kemal Dabilyuya yazmistir ama, Dabilyu Babasi gibi baskan, Kemal de babasi gibi emeklidir. Fakat; Kemal hala ayagina uyacak, fiyakali bir papucun hayallerini kurmaya devam etmektedir.

Dabilyunun agzinda ki disleri tamam, Kemalin ucu Dabilyunun ulke topraklarina karismistir. Dabilyu elliyedi, Kemal elliyi vurmustur. Dabilyunun 2004 de baskan, Kemalin Dabilyunun baskani oldugu ulkeden ihrac olmasi planlanmaktadir.

Bu hikayenin nerede, nezaman, nasil bitecegi bilinmemektedir. Devami gelecektir.

22 Mayis 2003


SOLUK MAVI BIR NOKTA!
Yazin babam bizi Danisiga goturdugunde, bazi suprizlerle karsilasirdik. Bunlardan biri uzum? Kuru uzum degil. Yas uzum. Biraz sararmis, cogu curumus olsa da uzum. Biri akil eder, eseginin sirtinda koy koy dolasarak uzum satardi. Cinlik yapip isi hesaba kitaba vurur da, bu adam bu isten ne kazanirdi, nasil kazanirdi, niye bu isi yapardi diye sorarsaniz, bilmem. O adam esegine yukledigi uzumu satmak icin taa Danisiga kadar gelirdi.

Simdilerde de Danisiklilar Fransiz Uzumu yemek icin Bavyeraya, Salmon balik yemek icin Kanadaya gidiyorlarmis. Gidip, gidecegimiz de o kadar?

Yok. Yok. Danisiklilari kucumsemiyorum. Insan oglunu kucumsuyorum. Ne yapsan, ne etsen, ne yesen, nerelere gitsen, o "Soluk Mavi Nokta" nin icindesin?
Evimiz, barkimiz, komsumuz, memleketimiz, memleketlerimiz. Danisik, Sivas, Gokcebostan, Ankara, Istanbul, Bingol. Avrupa, Amarika, Biloxi, Teksas. Hepsi o soluk mavi nokta. Biz. Hepimiz. Simdiye kadar gorduklerimiz, duyduklarimiz. Varliklarindan hic haberdar olmadiklarimiz. Butun sevdikleriniz. Butun nefret ettikleriniz. Hepsi o soluk mavi noktanin icinde?

Bu herif fittirdi demeyin. Bunlari Carl Sagan isminde bir Uzay Bilgini kaleme almis. Bahsettigi o soluk mavi nokta bir fotograf. Voyager 1 isimli uzay gemisi dunyadan tam 3.7 milyar mil oteden bu fotografi cekmis. Fotografta gunes huzmesinin tam ortasinda soluk mavi bir nokta var. Dunya. Bizim dunyamiz.

Ulan, diyor, bu bilgin. Kicinizi da yirtsaniz, yildiz da, padisah da olsaniz bu noktanin icindesiniz. Disina cikip, diger noktalari ziyaret etseniz bile, simdilik, bizim bildigimiz, gidip de yasayabileceginiz baska bir yer de yok. Variniz, yogunuz, eviniz barkiniz, yurdunuz, yuvaniz bu soluk mavi nokta!

Bu fotograf 6 Haziran 1990 da cekilmis. Ben FOTO SIPSAK bolumunde yayinladim. Meraklilari fotografi tiklarlarsa, Berkeley Universitesi'nin bu konuyla ilgili sayfasina ulasir, doya doya okurlar.

Herkese selam eder, kucuklerin gozlerinden, buyuklerin ellerinden operim.

23 Mayis 2003

SOZLESME
Nereden gelmis bu sozcuk? Herhalde karsilikli soz vermeden. Sonrada yaziya dokmusler. Imzalamislar. Amac? "Bak sen sozunde durmadin!" demek icin mi?

Ilk yazili sozlesmemizi kiminle yaptik? Galiba askeri okula girdigimizde okuldan her hangi bir sekilde ayrilirsak, bize yapilan masraflari geri odemek icin bir sozlesmeye imza attik.

Sonra? Bildigimiz, evlilik icin sozlesme yaptik.

Mobilya almak icin gittigimiz Vatan Caddesinde ki mobilyaci onumuze birseyler uzatti. Imzaladik. Mobilya sozlesmesiydi. Her ay su kadar odeyecegiz, diye.

Cogunlukla da; imzasiz, sozlesmesiz, Baglarbasinda ki bizim bakkaldan alisveris yaptik. Ne yazili, ne de sozlu bir sozlesmemiz yoktu. Butun borclarimizi odedik.

Buraya gelir gelmez ilk sozlesmeyi bir akrabamiz uzatti onumuze. Notere gittik. Ne okudugumuzu anladik, ne imzaladigimizi bildik. Amerikanca bir sozlesmenin sahibi olduk.

Sonra? Kredi karti almak icin Ankara da bir sozlesme imzaladik. Bir arkadasimiz da kefil olmus. Inanin unuttuk. Gel zaman git zaman, kufurler, gunahlar, borcunu ode, diye. Senin telasin niye, diye sorduk. Benim evimi elimden alacaklar, dedi. Odedik. Hesabi kapattik. Sozlesme gitti, dostluk da bitti.

Bir ara bir is icin sozlesme yazdirmaya avukat bulduk. 10 bin istedi. Onun icinde sozlestik. 3 Bini veren ortagimiz, bizim 7 bin verecegimizi unutup kufur gunah, sozlesmeyi bir yana birakip cekti gitti.

Bundan oncesinde kocaman Prensler, kocaman kagitlara, iri iri muhurleri ile imzalar attilar. Sozlesmeler imzaladik. 1750 alacaksin dediler. Inandik. Ulan prensin sozlesmesine inanilmaz mi?
Sozlesmemizin hukmu yoktur ama, hatira olarak saklariz.

Disciye gittik. Borcumuz borc deyip, sozlesme imzaladik. Borcumuzu odemedik. Disci sozlesme elinde pesimizde dolanir oldu.

Bir firmadan cihazlar aldik. Turkiyeye gonderdik. Sozlesme imzaladik. Parani su gune kadar alirsin, yoksa malini geri veririz, diye. Ne para verdik. Ne de malini geri gonderdik.

Sozlu sozlesmeler de yaptik. Adi sani olan koca koca adamlar dan sozler aldik. Is oldu. Herifler kayip. Kayip da sayilmaz. Ortaliktalar. Daha da buyuduler. Bizi tanimazlar. Sozlu sozlesmelerini unuttular.

Sozlesme imzalayip, sozunde durmayanin sadece biz oldugunu sanip, dovunup durduk. Bir de baktik ki, ne gorelim? Koca koca devletler bile, sozlesmelerinde ki sozlerinde durmuyorlar. Sadece para pul da degil. Ne diyeyim? Mesela, artik biz de sizin gibi suyumuzu kaynatip icecegiz, diye sozlesme imzaliyor koca devlet. Suyunu kaynatmiyor?

Epeydir, sozlesme, mozlesme unutmustuk. Bir dostumuz, sozlesme imzalamamiz gerekmez mi, diye sordu.

Imzalamasina imzalariz da, sozlesme imzaladigimiz hic kimse ile ne selamimiz, ne de sabahimiz vardir!

Ne dersin?

Mayis 2003



Haberin var mi tas duvar? Demir kapi, kor pencere,Yastigim, ranzam, zincirim, Ugruna olumlere gidip geldigim, Zulamdaki mahzun resim, Haberin var mi? Gorusmecim, yesil sogan gondermis, Karanfil kokuyor cigaram Daglarina bahar gelmis memleketimin...


ULAN TAS KAFA!
Anam bana cani bek derdi. Cok cani bek. Aciya, siziya karsi dayanakli oldugumu anlatmak icin boyle derdi.

Bir keresinde eve geliyorum. Yandan bir fayton geciyor. Tanidik birileri. Atla, dediler. Atla dediler ama, fayton durmadi, atlar kosturuyor. Ben elimle faydonun tutamaklarina uzanip, kendimi giden faytona cekecegim. Sag ayagim, arka tekerin altinda kaldi. Nasil kendimizi kurtardik? Tek bildigim faytona bindigimde, iyi misin, dedikleri. Iyiyim.

Hediye Ablalarin Kose Basinda ki evinde oturuyoruz. Kapinin onunde kara lastiklari cikarip iceri girdim. Ayagimda bir islaklik var, cap cup ses cikariyor ama pek umursamadim. Birileri ciglik cigliga bagirana kadar. Ayagima bir baktim, kan icinde. Her bastigimiz yerde, sag ayagimiz kirmizi bir ayak izi birakiyor. Galiba sag ayagin bas parmaginin tirnagi parmaktan ayrilmisti.

Anama gore, cok cani bek bir cocuktum.

Tas Kafa olusumuzda babamdan geliyor. Bana tas kafa der gulerdi. Her anlamda. Sert kafali. Kafasi bir sey almaz. Daha dogrusu kimseyi dinlemez. Bildigini okur. Dedigim dedik, caldigim duduk, diyen bir tip oldugum icin. Ama oykusuz Tas Kafa olunmaz.

Stadyuma bayrama gidiyoruz. Benim ellerimde ince, basit dortkose kisa tahta cubuklara yapistirilmis, kagit bayraklar. Fayton taklidi yaparak saga sola kosturuyorum. O siralar araba taklidi yapmak pek aklimiza gelmez, vivvv vivvv yerine digidik digidik, diye kosardik.

Babam dikkat et diye bagiriyor. Ben Sivasin en fiyakali mahallesinin (Devlet Demir Yollari Lojmanlari) kaldirimlarinda bir oraya, bir buraya kosturuyorum. Birden kendimi bir cift atla yuz yuze buldum. Hayvanlar duramadilar. Ama akilli yaratiklar. Ayaklarinin altina dusmeme ragmen, ne edip edip, beni cignemediler. (Uzerime basmadilar.) Ama faytonun sol arka tekeri tam kafamin ustunden gecti! Millet bagiriyor, cagiriyor. Ahliyor, vahliyorlar. Kafa gitti, cocugun kafasi ezildi diyorlar. Faytoncu saskin. Duramadim, diyor. Faytonda iyi ki musteri yoktu, diyor. Kurtulur mu? Baban geldi. Ben yerde yatiyorum. O daha birsey demeden, ben bayraklarim elimde ayaga firlayip, basladim kosmaya. Digidik, digidik, diye. Herkesi aldi mi bir gulme.

Babam bana takilacagi zamanlar tas kafa derdi. Tas Kafa.

Haziran 2003


AMERIKALI OLDUK MU?
Bana bir buyugum telefonda, "Yahu Turkce konusman hic degismemis. Bunca yil sonra artik Turkce konusmada zorlanirsin saniyordum!" demisti.

Agabey, bilemedigin bir sey var. Ben burada toplumun bir parcasi olmadim ki! Geldigimizden beri saga sola kafa atiyoruz... Benden olsa olsa, "Dik kafali bir Turk Subayi" olur...

Benim bu dediklerimi, yillarca once bir hemsehrimiz de soylemis. Ingilizcesini ve altinda ki notu aynen asagi ya yaziyorum:

"Being a foreigner, being an immigrant, I mean, I wasn't in the society. I was rebellious against it."

Elia Kazan, the great Turkish-born, Anatolian Greek director who died this week, once mused.

"Hem yabanci ol. Hem muhacir. Ben toplumun bir parcasi degil, o na karsi olan bir asiydim."

Yazarin dustugu not bir baska guzel. "Turk Dogumlu, Anadolu'lu Yunan..."

Neyse. Uzun sozun kisasi, dunyanin kabul ettigi hemsehrimiz bir yonetmeni kaybettik. Belli ki o da kendi kavgalarini etmis...

2 Ekim 2003

KOGUS ARKADASI, ROOM MATE!
1971 de Hava Harp Okulu'na girdigimizde tam 18 yasindaydim. 17-18 yas grubunda 8 gencecik adam ayni kogusta yatmaya basladik.

Koridora acilan bir odada, sagli sollu dorder dolap vardi. Burada soyunur, burada giyinirdik. Bu odadan gecip kogusumuza girerdik. Sagli sollu dorder yatak olan koguslar. Kogusumuz Marmara Denizi'ne bakardi.

Kogus arkadaslarimizla varilmis acik-gizli anlasmalarimiz vardi. Kogusumuzda genellikle lamba yakmaz, arada ki odanin lambasi ile idare ederdik. Karsilikli esprilerden sonra uyurduk. Sigara iclmezdi. Kimse radyosunu sonuna kadar acmazdi. Bulent'in veya Cengiz'in radyosundan cok hafif bir muzik sesi karsi yataga zor bela ulasirdi. Bir seferinde Ozer sigara icmeye kalkti, butun kogus ayaklandik.

17 lerinde, bu delikalinlarla birlikte oldugum gunleri ozluyordum. Kara-kuru, sporcu, benim kogus arkadaslarim gibi disiplinli bir delikanli, benimle room mate (oda arkadasi) oluverdi.

Saat on da lambalari kapatiyoruz. Televizyonun sesi devamli kisik. Isteyen sessiz sedasiz televizyon seyrediyor. Cisi gelen lamba yakmiyor. Iceriye yansiyan disarinin isiklari ile idare ettiriyor. Sabah erken kalkan gurultu etmeden yikanip, paklaniyor.

Arada bir, bizim duzene ayak uyduramiyan gurultuculerin baskinlarina ugrasak da, disiplinli yasamaya devam ediyoruz.

Oda arkadasim 18 yasinda. Universite'ye yeni basladi. Tenis oynuyor. Tenis ogretmenligi yapip, para kazaniyor. On deyince yatiyor. Sabahin 6 sinda ayaklaniyor. Gece yatmadan; Bulent, Yavuz, Cengiz, Mufit, Ors, Remzilerin yaptigi esprileri yapiyor, kafasini yastiga koyar koymaz uyuyor.

Tam tamina otuz yil sonra, ben sansli herif, yine 18 yaslarinda gencecik bir delikanli ile oda arkadasi oldum.

Bu arkadasligin her dakikasindan buyuk zevk aliyorum.

Oda arkadasim Universiteler Arasi Tenis Sampiyonasi'na gitti. Dort bes gun yanlizim. Dort gozle donmesini bekliyorum.

3 Ekim 2003
Biloxi




CAHIT SITKI TARANCI